Çerkes Memlûkler Çerkes mi?

Bu gün, 08:04           
Çerkes Memlûkler Çerkes mi?
Memlûk Devleti Bahrî Memlûkler ve Burcî Memlûkler dönemleri olmak üzere iki dönem halinde ele alınmaktadır. Burcî Memlûkler dönemine ise gerek Memlûk müellifleri gerekse Memlûk araştırmacıları tarafından yaygın olarak Çerkez Memlûkler dönemi de denilmektedir. Bununla beraber esasen Burcîler dönemindeki memlûkler değişik Kafkas halklarından müteşekkil olup bir genelleme sonucu onlara Çerkezler denilmektedir. Mamafih bu genelleme söz konusu döneme isim olarak bir meşhur yanılgıya sebebiyet vermiştir.
Mısır ve Suriye’de 267 yıl varlık gösteren Memlûk Devleti genel olarak Bahrî Memlûkler (1250–1382) ve Burcî Memlûkler (1382–1517) olmak üzere iki dönem halinde ele alınır. Bu tasnife esas teşkil eden unsur ise ilgili dönemlerdeki Memlûk Sultanlarının eğitim aldıkları askerî okullardır (tıbâk).1 Nil Nehrindeki bir adada bulunan tıbâkta yetiştirilen memlûkler dönemi Bahrî olarak adlandırılırken Kahire’de bulunan Kalat’ul-Cebel’de eğitimini almış olan memlûkler dönemi Burcî olarak tanımlanır. Bunun yanı sıra tasnife esas diğer konu, Bahrîler döneminde Mısır’a getirilen memlûkler Kıpçak ülkesi ve Mâveraünnehr gibi Türk havzalarından satın alındığı için bunların çoğu Türk kökenli olurlarken Burcî Memlûkler Kafkasya’dan getirildiği için değişik Kafkas halklarından olmakta idi. Bununla beraber bir vakıadır ki Burcî Memlûkler, Çerkez Memlûkler olarak adlandırıla gelmiştir.
Kafkasya dün ve bugün dünyanın en kozmopolit mıntıkalarından birisidir. Kafkas Dağlarında dili ve etnik menşei birbirinden farklı yüzlerce millet yaşamaktadır. Nüfusu binlerle ifade edilebilen halklar olduğu gibi milyonlarca olanları da vardır. Bu meyanda dün ve bugün Kafkas halkları içinde Çerkezler kalabalık bir zümreyi teşkil etmektedir. Buna binaen diğer Kafkas halklarının da Çerkez olarak adlandırma, günümüzde ülkemiz sınırlarındaki değişik Kafkas kökenli vatandaşlarımızı tanımlamak için de geçerlidir. Bu gerçeği en yakın olarak, Kafkas halk oyunları oynayan grupların genel olarak Çerkez ismiyle ifade edile gelmesinde görebiliriz. İşte bunun gibi dün de, Çerkez halkının Kafkasya’da gösterdiği kesafet dolayısıyla Memlûk kaynakları Kafkas menşeli insanları ifade etmek için Cerâkise (Çerkezler) adını kullanıyordu. Bununla beraber bu genelleme, tarihen bir yanlışa sebebiyet vermiş, âdeta galat-ı meşhur olmuş ve tarih ilmî açısından irdelenmeye ve hakikatin ortaya konulmasına gerek duyulmuştur.
Ortaçağ Arap kaynaklarında genelleme yapma değişik örnekleriyle görülen bir hadisedir. Mesela Ramazan Şeşen’de geçen; Klasik Đslam müellifleri Türk kelimesiyle umumiyetle İslamiyet kabul etmemiş (kâfir) Türkleri kastederler.. Bu eserlere bakınca, ilk anda Türker’in hepsinin kâfir olduğu, aralarında Müslüman olanların pek fazla olmadığı intibaı uyanır. Bunun sebebi, İslam coğrafyacılığına şeklini veren meşhur eserlerin çoğunun Türk ülkelerinde henüz İslamiyet’in yerleşmediği ve iyice yayılmadığı bir sırada (IV. / X asrın ilk yarısında) yazılmış olmaları, sonraki müelliflerin umumiyetle onların verdiği malumatı tekrarlamaları ve bunun üzerine pek az şey ilave etmeleridir. Hâlbuki IV/X asrın ikinci yarısından itibaren Türkler arasında İslamiyet hızla yayılmıştı. 2
Bu durumda genelleme yapmanın bir vakıa olduğu görülmektedir. Ancak dikkat edilmesi gereken asıl husus ise genellemenin Türkler gibi Ortaçağın oldukça etkin ve bilinen bir milleti için dahi yapılıyor olmasıdır. Buradan hareketle Kafkas halkları için Çerkes genellemesinin yapılmış olabileceğini söyleyebiliriz. Ramazan Şeşen aynı eserinde, İslam coğrafyacılarının Kafkasya’yı Türk ülkesi olarak saydığını belirtir.3 Bu, Kafkasya’nın tümden Türk olduğu anlamına gelmez. Bununla beraber bu diyarın yekûnlu bir Türk nüfus barındırdığını ortaya koyar. Mesela Bîrûnî’den alıntı yapan Şeşen Kafkasya’da Hazarlardan başka Alanlar, Avarlar ve Âs Türkleri olduğunu belirtir. Yine Mesudî’den aktararak, Lekz cinsinden Kafkas Dağları halkı, sonra el-Lân (Alan), Hazarlar, Abazalar, Serîr (Avarlar)..ifadelerini verir.4
Ayrıca Ebu Ubeyd el-Bekrî’den naklen, Türkler, Hazarlar,.. Kafkas Dağları halkı bunlardandır Kafkas Dağlarında 72 kavim yaşar. Her biri ayrı dil konuşurlar cümlesini verir.5 Bunun günümüzde de bu şekilde olduğu ile ilgili İslam Ansiklopedisinde geçen, Şimâlî Kafkasya dağlıları câmiasına dâhil Karaçay, Balkar, Nogay, Türkmen ve Kumuk gibi Türk boyları ile İnguş, Çeçen, Aset ve diğer Dağıstanlılar6 bilgisi dikkate değerdir. Bu durumda Kafkasya’dan köle olarak satın alınıp Mısır’a getirilen memlûklerin etnik menşeini Çerkez ya da Türk olarak net bir şekilde tanımlamak oldukça zordur. Üstelik Mesudî’den alıntı yapılan satırlarda Kafkas halkı olarak Avarların anlatıldığı bir bahiste, (Avar) hükümdarının 12 000 köyü vardır. Bu köylerden arzu edilen kişi köle alınır7 şeklinde geçen sözler dikkate şayandır.
Memlûk Devleti tarihinde Sultan Kalavun dönemiyle(1279–1290) başlamak üzere daha önceki memlûklerden farklı bir etnik kökende memlûk satın alınma yoluna gidildiği bilinir. Sultan Kalavun’un bu uygulaması oğulları tarafından da devam ettirilmiştir. Sultan Kalavun kendisine daha sadık olunması için bu yolu tercih etmişti. Onun bu kararı verdiği sırada, Moğol istilası neticesinde ülkeleri işgal edilmiş olan pek çok Çerkez esir pazarlarına düşmüştü. Bol ve ucuza satılan Çerkezler cesur ve kuvvetli de idiler. Bu sebeple Sultan Kalavun Çerkez Memlûk satın alma yoluna gitti.8 Bununla beraber Moğol ilerleyişinin Çerkezistan ve Dağıstan’ı9 da çiğneyerek neden olduğu geniş çaplı istilalar düşünüldüğünde, yerlerinden ve yurtlarından olup esir pazarlarına düşen insanların birbirinden çok farklı etnik kökenden olduğunu söylemeliyiz. Zira yakın tarihten bildiğimiz üzere Kafkasya’ya olan Rus işgali sonucu pek çok farklı menşeili Kafkasyalı Anadolu’ya iltica etmiş ve değişik beldelerimize yerleştirilmiştir. Kalavun’un getirttiği memlûklerin farklı kökenden olmaları ile ilgili olarak ‘memlûkler’ üzerine muhtasar ancak muhat bir eser yazmış olan Seyyid elBâz el-Arînî, el-Memâlîk isimli bu eserinde,10
Aynî ve İbn Furat’ı kaynak göstererek, Kalavun Türk’ten, Tatar’dan ve çoğunluğu Aslardan (Aslar Türk’tür) ve Çerkezlerden olmak üzere memlûk getirme yolunu tuttu. Onları kalenin burçlarına yerleştirdi. Böylece onlar Burciyye olarak adlandırıldılar der. Bu durumda yine, getirdiği memlûkleri Çerkezlerden seçtiği sık sık ifade edilen Sultan Kalavun’un dahi farklı kökenden alımlar yaptığı görülmektedir. Aynı yazar, memlûk alım merkezlerini ifade sadedinde, ilk Memlûkler Döneminde Kıpçak ülkesinin tercihe şayan olduğunu yazarken İkinci Memlûkler Döneminde Bilâd el-Kafkaz ve Cerkes ile bu taraflar havalisinden tercih edildiğini belirtir.11 Dolayısıyla Burcî Memlûkler içinde hemen bütün Kafkas halkları olabilmektedir. Buraya kadar verdiğimiz bilgilerle Kafkas diyarında, Türkler yoğunca olmak üzere, değişik milletler yaşadığını ve Ortaçağ Arap kaynaklarının genellemeler yapabildiğini ifade etmeye çalıştık. Bunun yanı sıra Cerâkise kelimesi ile ilgili olarak Memlûklerde de genelleme durumu söz konusudur. İbn Tagriberdi’nin en-Nucûm ez-Zâhire adlı eserinde, Adı geçen Sudun Cerkez ülkesinden (Bilâd el-Cerkes) gelmişti12 ifadesi vardır. Bir Çerkez ülkesi olmadığına göre burada kastedilen ülke Çerkezlerin yaşadığı Kafkasya’dır.
Çerkez ülkesi olmadığı ile ilgili olarak 1229 yılında ölen Yakut el-Hamavî Mu’cem el-Buldân isimli coğrafya kitabında Bilâd-ı Cerkes ya da bu manayı verecek herhangi bir mekân ismi belirtmez.13 enNucûm adlı eserde Emir Hayır Bek ve huşdâşları için Abaza kelimesi geçer ki14 aslen Çerkez olan bir topluluğu ifade eder. Bu suretle söz konusu genellemenin dışına çıkılır. Ancak bu tasnif nadirattandır. Şayet memlûkler için kökene dayalı tasnif sık yapılsaydı Çerkez milleti içinde bulunan pek çok alt grubun yeri geldiğinde ismen ifade edilmesi gerekirdi ki böyle bir durum Memlûk kaynaklarında rastlanan bir durum değildir. Bu hal de Çerkez ismiyle genelleme yapıldığının bir göstergesidir.
Memlûk tarihçisi David Ayalon Memlûk kaynaklarında, Bilâd elCerkes, Bilâd Cerkes, Cerkes ve Cebel el-Cerkes tabirlerinin Çerkezya (Circassia) anlamında kullanıldığını belirtir. Yine aynı satırlarda Çerkez kabilesinin Kıpçak, Rus ve Alanlarla çevrili tepelerde yaşadıklarını yazar. Bu yaşam sahası Çerkezlerin diğer unsurlarla ne kadar içe içe yaşadığını ortaya koyar. Sonraki sayfada ise Ayalon, Burcîlerin kurulduğu sırada Çerkezler bu yeni gruplar içinde çok belirgin bir unsur oldular der. Böylelikle esasen o Burcîlerin birbirinden farklı etnik kökenli memlûklerden oluştuğunu ifade etmiş olur. Berkuk’un Memlûk Devleti’nin ırkî transformasyonunda en büyük ve en uzak etkili sultan olduğunu söylemekle beraber döneme ait biyografilerden hareketle Burcîler döneminde, şaşırtıcı bir şekilde pek çok emirin Türk kökenli olduğunu aktarır.
Nitekim Berkuk’un Yelboğa ve Mintaş’a karşı verdiği mücadelede pek çok Türk kökenli memlûkünün karşı tarafa geçtiğini belirtir. Ayalon, Sultan Ferec’in Çerkez düşmanlığı yaptığını ve babasının memlûkleri de dâhil sayısız Çerkezi öldürttüğünü belirtir. Bu durum kanaatimizce diğer unsurların devlette dengeyi sağlamasına sebep olmuştur. Bununla beraber her şeye rağmen 15. yüzyılın başlarında emirlerin ve memlûklerin pek çoğunun Çerkez olduğunu, Türklerin ise hayatta kalanları ile evlatları ile varlığını devam ettirdiğini,15 eserini 1412 yılında tekmil etmiş olan Kalkaşandî isnadı ile söyler.16
Sultan Berkuk’un uygulamaları sonucu Türklerin azalmasını doğru kabul etsek de Kalkaşandî’nin, memlûklerin pek çoğunun Çerkez olduğu yönündeki ifadesinde geçen Çerkez ibaresini umum Kafkasyalı halklar olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Mamafih Kalkaşandî’deki ifade Çerkezlerin çoğalmasından çok Türklerin azaldığını anlatma odaklıdır. Zira müellifin söz konusu satırlarından önceki satırlarında Türk Memlûklere dair anlatımlar olduğu gibi ilgili bab da Kıpçak diyarı üzerinedir.17 Sultan Ferec döneminde kurulan dengenin ardından başa yine bir Çerkez olduğu söylenen Şeyh el-Müeyyed geçti. Ayalon’a göre Sultan Şeyh de Çerkezlere nazaran Türkleri tercih etti. Öyle ki bu tercih emirleri arasında Türkleri çoğunluğa ulaştırdı. Bunun sebebi ise Türklerin daha cesur ve cengâver olmalarıydı. Ferec ve Şeyh’in Çerkezler karşısındaki bu tavırları sonucu Çerkezler Memlûk Devleti’nde yıkılışa kadar, Sultan Barsbay’ın ve Tatar’ın kollamalarına rağmen, ciddî bir unsur ve egemen ırk olamadılar.18
Nitekim Memlûklerde devletin resmî dilinin Arapça olmasına rağmen saray dilinin yıkılışa kadar Türkçe olması19 saray erkânını oluşturan memlûklerin asılları ile ilgili önemli bir bilgidir. Nihayet Ayalon, Burcîler döneminde yüksek mertebelere çıkan pek çok emirin genel bir ifade ile Çerkezler olarak adlandırıldığını da söyler.20 Bütün bunlar Çerkez Memlûkleri olarak adlandırılan Burcî Memlûklerin esasen böyle olmadığını ortaya koyar. Bu durumda, Memlûk Devleti’nde iktidarın Berkuk’la beraber Burcîlere geçmesi, Çerkezlere geçmesi anlamına gelmemektedir. Memlûkler tarafından satın alınan esirlerin farklı orijinden olabilmeleri ile ilgili olarak mesela Ketboğa’nın Burcî Memlûklerine karşı verdiği taht mücadelesi sırasında bir Burcî emiri olarak adı geçen Gürcü, 21 ismiyle dikkate değerdir. Bunun yanı sıra bu yıllarda (14. yüzyılın başları) Burcî Memlûklerinin liderliğini üstlenmiş olan müstakbel ilk Burcî sultan Baybars el-Ceşnigîr’in22 de ismi üzerinde durulmalıdır. Baybars ismini, Bahrî Memlûkler döneminden Ayn Câlût Savaşından hatırlıyoruz. Bilindiği üzere Sultan Baybars el-Bundukdârî Türk Memlûklerin en kudretli sultanlarından birisi idi.23 Bu kelime etimolojik olarak da Türkçe bir terkip olup Bay-Bey kelimesi ile Bars-Pars kelimesinin ceminden oluşmuştur. Ancak muhtemelen yukarıda izah edilen sebeplerle pazarlarda satılan çok sayıdaki esir Çerkez olarak isimlendirildiler.
Bu isimlendirme mantığı, Çerkes adı, şimâl-i garbî Kafkasya’nın Azak ve Karadeniz sahilleri ile bu sahillere yakın step ve dağlık bölge ahalisine, muhtelif devirlerde verilmiş olan birçok adlardan en çok taammüm edendir ifadeleriyle İslam Ansiklopedisinde geçer ve iddia ettiğimiz hakikate tercümanlık eder.24 Konumuzla ilgili araştırmalarımızı sürdürürken çalışmamızın nihayeti aşamasında Zeki Velidi Togan’a ait şu ifadelerle karşılaştık; Memlûklerin 1250–1382 yılları arasında hükümet sürenleri ‘Türk Memlûkler’ diye tesmiye edilmektedir. ‘Çerkes Memlûkler’ ise 26 hükümdar olup bunlardan da ancak yedisinin menşe itibariyle Çerkes olduğu mukayyet olup, kalanları Türk idi. Türk memlûkleri gibi bu Çerkes hükümdarlarının ordularının da en çoğu Türk idi.25 Togan’ın bu ifadelerinde geçen diğer hükümdarların Türk olduğu bilgisine temkinli yaklaşmalıyız. Zira bu konuda Ayalon, Burcîler döneminde diğer Çerkez olmayan unsurlardan sultan çıkmasına rağmen bir Türk sultan görülmediğini söyler.
Anlaşılan Burcî Memlûk Sultanlarının etnik menşei çok su götüren bir mesele olarak durmaktadır. Bununla beraber Togan’ın, Burcî Memlûkler dönemindeki sultanların yedisinin Çerkez olduğunu söylemesi ile Ayalon’un Çerkezlerle ilgili olan makalesinde ismiyle andığı Çerkez Sultanların ancak dokuz tane olması bilgisi uyuşmaktadır. Esasen Ayalon, Memlûk Devleti’nde ‘Çerkezler’i anlattığı söz konusu makalesinde, Burcîler dönemindeki sultanların kaçı Çerkez kökenliydi bilgisini vermeye gerek görmemekte ya da verememektedir. Sadece dokuz ismi anması ve diğerlerine bu yönden bir yaklaşım getirmemesi, Memlûklerin ilgili dönemindeki sultanların birbirinden farklı etnik unsurlardan olduğunu26 ya da onların bu yönden tam olarak tasnif edilemediğini, belki de kanaatimizce edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Bu sebeple Bahrîler dönemine, öyle olduğu halde, Türk Memlûkler dönemi denmesi yaygın bir kullanım değilken Burcîler dönemine, pek çok bilinmezliğine rağmen, gerek Memlûk kaynakları gerek günümüz Memlûk çalışmaları tarafından ‘meşhur bir yanılgı’ ile Çerkez Memlûkler denmesi tarihen doğru değildir.
1 Tıbâkla ilgili olarak bkz., David Ayalon, “Memlûk Devletinde Kölelik Sistemi”, çev: Samira Kortantamer, Tarih Đncelemeleri Dergisi, S. IV, Đzmir, 1989, 221-227.
2 Ramazan Şeşen, Đslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara, 1985, s. 1-
3 Şeşen, Đslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, s. 2.
4 Şeşen, Đslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, s. 19, 43.
5 Şeşen, Đslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, s. 201.
6 Mirza Bala, “Çerkesler”, ĐA, c.III, Eskişehir, 1997, s. 377.
7 Şeşen, Đslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, s. 52.
8 Kazım Yaşar Kopraman, “Mısır Memlûkleri (1250–1517)”, Doğuştan Günümüze Büyük Đslam Tarihi, c. VI, İstanbul, 1992, s. 501.
9 Bala, “Çerkesler”, s. 380.
10 Seyyid el-Bâz el-Arînî, el-Memâlîk, Beyrut, tarih yok, s. 56-57.
11 el-Arînî, el-Memâlîk, s. 129.
12 Cemaâleddin Ebu’l-Mehâsin Yusuf Đbn Tagriberdi, en-Nucûm ez- Zâhire fî Mulûk Mısr ve’l-Kâhire, c.XIII, yay. Fehim Muhammed Şaltûd, Kahire, 1970, s. 20. Aynı ifade 14. cilt sayfalar 226, 259 ile 15. cilt sayfa 464, 555, 16. cilt sayfa 250, 357’de de geçer.
13 Şihabeddin Yakut el-Hamavî, Mu’cem el-Buldân, c.I, 5 cilt, Beyrut, 1977.
14 Đbn Tagriberdi, en-Nucûm, c.XVI, s. 385, 387.
15 Ahmed b. Ali el-Kalkaşandî, Subh el-A’şâ fî Sınâat el-Đnşâ, c. IV, 14 cilt, yay. Muhammed Abdurrasul Đbrahim, Kahire, 1913-1920, s. 458.
16 David Ayalon, “The Circassians in the Mamluk Kingdom”, Journal of the American Oriental Society, c.69, S.3, 1949, s. 136-143.
17 Kalkaşandî, Subh, s. 456-458.
18 Ayalon, “The Circassians in the Mamluk Kingdom”, s. 136-143.
19 Samira Kortantamer, “Memlûklerde Türk Kültürü”, Prof. Dr. Đsmail Aka Armağanı, Đzmir, 1999, s. 176.
20 Ayalon, “The Circassians in the Mamluk Kingdom”, s. 136-143.
21 Kopraman, “Mısır Memlûkleri (1250–1517)”, s. 503.
22 Bu sultan ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz., Cüneyt Kanat, “Bahrî Memlûkler Zamanında Hüküm Süren Çerkez Asıllı Bir Sultan: Baybars el-Çaşnıgîr 1309–1310”, Ege Üniversitesi Tarih Đncelemeleri Dergisi, S. XIII, 1998, s. 97–119.
23 Sultan Baybars’ın Kıpçakların Borçalı kabilesinden olduğuna dair bkz., A. Zeki Velidi Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, Đstanbul, 1981, s. 179.
24 Bala, “Çerkesler”, s. 375.
25 Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, s. 179.
26 Đbn Tagriberdi Sultan Hoşkadem’in Rum olduğunu yazar. Bkz., en-Nucûm, c.XVI, s. 253; Bu konuyu ele alan Cüneyt Kanat, er-Rumî ifadesinin Anadolulu anlamına geldiğini, Hoşkadem ve Timurboğa’nın Türk, Grek kökenli olabileceğini belirtir. Bkz., Cüneyt Kanat, “About The Origin of Mamluk Sultans, Khuskadam and Tımurbugha”, Ethnoses and Cultures on The Balkans, c. 2, Trojan, 2000, s. 135–142.
Kaynakça
el-Arînî, Seyyid el-Bâz, el-Memâlîk, Beyrut, tarih yok.
AYALON, David, “The Circassians in the Mamluk Kingdom”, Journal of the American Oriental Society, c.69, S.3, 1949, 135-147.
AYALON, David, “Memlûk Devletinde Kölelik Sistemi”, çev: Samira Kortantamer, Tarih Đncelemeleri Dergisi, S. IV, Đzmir, 1989, 211-247.
BALA, Mirza, “Çerkesler”, ĐA, c.III, Eskişehir, 1997, 375-386.
EL-HAMAVÎ, Şihabeddin Yakut, Mu’cem el-Buldân, c.I, 5 cilt, Beyrut, 1977. İbn Tagribirdi, Cemaâleddin Ebu’l-Mehâsin Yusuf, En-Nucûm ez- Zâhire fî Mulûk Mısr ve’l-Kâhire, c.I-XII, yay. Dâru’l-Kütübi’l-Mısrıyye; c.XIII, yay. Fehim Muhammed Şaltûd; c. XIV, yay. Cemal Muharrız - Fehim Muhammed Şaltûd; c.XV, yay. Đbrahim Ali Tarhan; c.XVI, Cemaleddin eş- Şayyal, Kahire, 1929-1956, 1970, 1972, 1972. el-Kalkaşandî, Ahmed b. Ali, Subh el-A’şâ fî Sınâat el-Đnşâ, c. IV, 14 cilt, yay. Muhammed Abdurrasul Đbrahim, Kahire, 1913-1920
KANAT, Cüneyt, “Bahrî Memlûkler Zamanında Hüküm Süren Çerkez Asıllı Bir Sultan: Baybars el-Çaşnıgîr 1309–1310”, Ege Üniversitesi Tarih Đncelemeleri Dergisi, S. XIII, 1998, 97–119.
KANAT, Cüneyt, “About The Origin of Mamluk Sultans, Khuskadam and Tımurbugha”, Ethnoses and Cultures on The Balkans, c. 2, Trojan, 2000, 135–142.
KOPRAMAN, Kazım Yaşar, “Mısır Memlûkleri (1250–1517)”, Doğuştan Günümüze Büyük Đslam Tarihi, c. VI, Đstanbul, 1992, 433-543. KORTANTAMER, Samira, “Memlûklerde Türk Kültürü”, Prof. Dr. Đsmail Aka Armağanı, Đzmir, 1999, 173-190.
ŞEŞEN, Ramazan, Đslam Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara, 1985.
TOGAN, A. Zeki Velidi, Umumî Türk Tarihine Giriş, Đstanbul, 1981.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/781262
Kürşat SOLAK
TEREF












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru